Down Sendromu

Down Sendromu

Değerli aileler;

Anne ve babalar çocuklarına kendi kalıtsal özelliklerini yumurta hücreleri ile verirler. Bu hücreler anne ve babadan aldıkları bir takım (23) kromozom aracılığı ile bu görevi yaparlar. Anne babanın eşit katkısıyla 46 kromozomlu normal döllenmiş yumurta olur ve bu çocuğu oluşturur. Bazen yumurta hücresi oluşurken bir  hata, anne babanın 23 yerine 24 kromozom taşıyan bir hücre vermesine neden olur. Bu diğer ebeveynden gelen yumurta hücresiyle birleşince sonuçta 47 kromozom taşıyan döllenmiş yumurta ve gelişim sonucunda fazla kromozom taşıyan bir çocuk oluşur. Bu fazla kromozom (47. kromozom) gelişimindeki bilinen özellikleri yaratır. Hamilelikte yaşanan hiçbir durum bunun sebebi değildir. Down Sendromunu iyileştirecek yada Down Sendromlu olma etkilerini yok edecek herhangi bir tıbbi tedavi şekli yoktur. Tek çare eğitimdir(6. Dünya Down Sendromu Kongresi Sonuç Bildirisi, Madrid, 1997) Özellikle erken yaşlarda başlanılan eğitim bu çocukların normal ilköğretim okullarına gidip, kaynaştırma eğitimine uyum sağlayacak bireyler olmalarını sağlamaktadır.

DOWN SENDROMUNUN HAMİLELİKTE TESPİTİ
Hamileliğin 14-16 haftalarında anne rahminde çocuğu (cenini)çevreleyen amniotic sıvıdan alınan örneğin analizi yoluyla, çocuğun kromozom bozukluğu gösterip göstermediği belirlenebilmektedir.Oldukça kolay ve ucuz olan analiz işleminin anne için riski %1 kadardır.

DOWN SENDROMU ÇEŞİTLERİ
TRİSOMY 21: 21 numaralı kromozom çift değil üç tanedir. Dolayısıyla kromozomların toplam sayısı 46 olması gerekirken 47 olması durumudur. Down hastalığı gösterenlerin %95’i bu grupta yer  almaktadır.
MOZAİK(Mosaicism): Down hastalığı gösterenlerin %1-2’sini oluşturan bu tipte bazı hücreler normal iken bazıları 3 kromozom taşımaktadır. Yani bazı hücrelerde 46,bazılarında ise 47 kromozom bulunmaktadır.
TRANSLOKASYON(Translocation): 21 numaralı kromozomdaki ek kromozom başka bir kromozomla birleşmektedir. Bu durumda toplam kromozom sayısı yine 46 olmaktadır. Ancak bu kromozomların düzeni bozuktur. Down hastalarının % 3,5’ini bu tipte olanlar oluşturmaktadır. Down hastalığı olan çocukların çoğunun orta derece zihinsel engelliler grubunda (40–34) olduğu görülmektedir.  Mozaik tipine giren çocukların ortalama zeka bölümü puanları diğer tiplere göre daha yüksektir.

DOWN SENDROMUNUN TİPİK BELİRTİLERİ
Down Sendromlu çocuklarda görülen tipik belirtiler vardır. Ancak bu belirtilerin tamamının herhangi bir çocuk üzerinde görülme olasılığı mümkün değildir.
1.Zekâ bölümü genellikle 30–50 arasındadır.
2.Kafaları ufaktır. Buna paralel olarak beyinleri ufaktır.
3.Yüzleri oval ve yassıdır. Burun kemikleri gelişmemiştir. Burun düz ve göz çukurları yumurta biçimindedir.
4. Sıklıkla göz bozukluklarına rastlanır.
5.Genellikle geç diş çıkarırlar. Dişleri ufak ve dizilişleri uygun değildir.
6.Genellikle dilleri büyüktür. Sıklıkla ağızdan dışarı doğru sarkar.
7.Genellikle boyunları geniştir. Boyunlarının yan tarafındaki deri gevşektir.
8.Ayak ve eller kısa, geniş, düz ve kare biçimindedir.
9.Saçları genellikle dik, ince ve düzdür.
10.Üreme organları genellikle gelişmemiştir.
11.Boyları kısadır. Özellikle yaşamlarının ilk üç yılında büyüme yavaştır.
12.Derileri esneklikten yoksundur. Kolayca gevşer ve sertleşir.
13.Genellikle konuşmaları düzgün değildir.

DOWN SENDROMU OLAN ÇOCUKLARIN ÖZELLİKLERİ

Dil öğretiminde çocuğa özel dil programının planlana bilmesi için her çocuğun öğrenme becerisinin, zayıf ve güçlü yönlerinin bilinmesi gereklidir. Buna göre Down Sendromlu çocukların öğrenmeleriyle ilgili özelliklerini şöyle açıklayabiliriz:

İşitmenin Önemi ve İşitme Becerileri
Çevremizdeki bütün bilgiler, bize duyularımız yoluyla gelir. Yani görme, duyma, koklama, tat alma ve dokunma duyularımızla çevremizi algılarız. Eğer bu duyulardan bir tanesi yetersiz çalışırsa, bununla ilgili algılama eksik olacak ve gene bu duyuya bağlı olan öğrenme olumsuz etkilenecektir.
Down Sendromlu bireylerin işitme bozukluklarına, bu sendroma adını veren John Langdon Down 1887 yılındaki bir konuşmasında yer vermiştir. Onun önerisi konuşmanın kural olarak geciktiği bu bireylere bu güçlüğün üstesinden gelinebilmesi için ağız, jimnastiği yapılması, bunu takip eden taklit becerilerinin geliştirilmesi ve tek heceli sesleri somut anlamlarıyla beraber öğretilmesiydi.
Bir çocukta konuşmanın gelişe bilmesi için çocuğun çevresinde konuşulan dilin bütün seslerini net olarak duyabilmesi gerekir. Bu Down Sendromu olan bireylerde her zaman mümkün değildir. Çünkü Down Sendromu olan çocukların %80’nide çeşitli derecelerde işitme kaybı vardır ve bu işitme kaybı tiplerinden bir tanesi iletim tipi işitme kaybıdır, kulak yollarının küçük ve dar olması nedeniyle Down Sendromlu çocuklar sık sık kulak enfeksiyonu geçirirler. Kulaktaki bu enfeksiyonlar veya sıvı ve kulak kirinin birikmesi sesin etkili ve sürekli olarak iletilmesini önler. En sık görülen nedeni otitis media (Orta kulak) iltihabına bağlı işitme kaybıdır.
İletim tipi işitme kaybı sadece sesleri duymayı etkilemez. “İşitme Algısı” ve “Dinleme Becerisi” de bundan etkilenir. Eğer çocuğunuz sesleri bir duyup bir duymuyor ise bunlara kulak kabartıp dinlemeyi öğrenemez. Örneğin sokaktan geçen bir arabanın olduğunu algılayabilmek için, bu arabanın sesinin sürekli duyulması gerekir. Oysa Down Sendromlu çocukların çoğu kulakla ilgili problemlerin nedeni ile bu sesleri bir duyar bir duymazlar. Bu durum çocuğun kendi diline ait sesleri, konuşma seslerini geliştirme becerisini (fonolojik gelişim) etkilemektedir.
Down Sendromu olan çocuklarda görülen başka bir tip işitme kaybı da duyu sinirlerine, (sensorineural) bağlı işitme kaybıdır. Bu daha kalıcı bir işitme kaybıdır. İşitme sinirleri veya iç kulaktaki zedelenmelerle olur. Bu tip işitme kaybı olan çocuklar işitme aletine gereksinim duyarlar.
Üçüncü tip işitme kaybı ise karışık tiptedir. Yani yukarıdaki bu iki tip işitme kaybı bir arada söz konusudur. Bu nedenlerden dolayı düzenli olarak KBB doktoruna gidilmesi ve aralıklarla işitmenin ölçülmesi gerekir.
Konuşma ve dil gelişimi açısından çok önemli olan bu iyi duyma becerisinin başlangıçtan itibaren güçlük çıkartması, bunu telafi edecek iyi durumdaki duyuların (görme), dil öğretiminde kullanılmasına neden olmuştur. Bu yüzden Down Sendromlu çocuklara konuşma ve dil görsel yolla öğretilmektedir. Erken eğitim programlarında öğretilmesi gereken ilk becerilerinden bir tanesi “sese karşı tepki ve duyarlılık” göstermelerini sağlamaktır. Bu sesler ev dışı sesler olabilir( araba, tren, ezan, oynayan çocuklar gibi) veya ev içindeki sesler olabilir(kapı, su, çamaşır makinesi gibi). Bebeğinizin bu seslere tepki geliştirebilmesi için başlangıçta bu seslere dikkat çekmeniz ve sesin kaynağına gidip bulma oyunu oynamanız yerinde olur. Veya bebek oturacak kadar büyüdüğünde, bebeğin iki yanına koyacağınız örtülerin veya kutuların altına sesli oyuncaklar saklayıp (çalar saat, müzik kutusu gibi) sesi bulma oyunu oynayabilirsiniz.Bebeğinizin sesten tarafa olan sevinerek ve alkış teşvikiyle karşılayın.Uygun örtüyü açtığında da oyuncağı ile bir süre oynamasına izin verin.Başlangıçta bebeğiniz her şeyi sizin yardımınızla yapacaktır.O hazır olduğunda yardımı yavaş yavaş çekip, becerilerinin daha özgür gelişmesine olanak vermek gerekir.

Görme Becerileri
Çocuklar dili “nesnenin adı” olarak öğrenirler.Yani bir kedinin adını öğrenebilmesi için çocuğun yüzüne bakıp, kedi kelimesinin nasıl söylendiğini görmesi kadar, kediyi de net olarak görmesi gerekmektedir.
Down Sendromlu çocuklarda zayıf ve bulanık görme söz konusudur.Zayıf görme benzer nesneleri ayırt etmeyi güçleştirir.Çocukların bebek ve ayıyı, top, elma, portakal ve domatesi, kedi ve köpeğin resimlerini görünce karıştırdıklarına tanık olduk.
Görmeyle ilgili güçlükler  %20-30 şaşılık, %30-50 miyopik ve %20-30 hiperopia şeklinde dağılım gösterir.Konjenital katarakt yeni doğanların %3’ünde görülmektedir.Bu çocukların düzenli olarak göz muayenelerinin yapılması gereklidir.

Dokunma Duyuları
Bebekler dokunma duyularıyla ve dokunarak çevrelerinden çok şey öğrenirler. Bebek eline yeni bir oyuncak olduğunda onu hemen ağzına götürür. Ağız etrafından duyum alma, özellikle konuşma gelişimiyle ilgilidir.
Down Sendromlu olan çocukların duyularından gelen uyarımları fark etmeleriyle ilgili güçlükleri vardır. Örneğin çocuğunuz yemek yerken dudaklarından yanaklarında veya dişlerinde kalan yiyecek kırıntılarını fark etmeye bilir. Dilini bu kalan yiyecek parçalarını temizlemek için kullanmaya bilir. Veya dilinin nerede olduğunu fark edememe, özellikle çocuğun belli konuşma seslerini çıkarması dilini yönlendirerek göstermeniz gerekir. Bu ses pozisyonun pek çok tekrarla, yerleşene kadar geliştirdiklerine ve zorlandıkları sese gelince, doğrunu söyleyene kadar uğraştıklarına tanık olduk.
Down Sendromlu çocuklarda dokunulmaya karşı iki türlü tepkiye rastlanır. Bunlardan biri aşırı tepkililiktir (Bypersensitivity). Dokunulmaya bu türden tepkileri olan çocuklar ağızlarına, yüzlerine dokunulmasına izin vermezler. Bu çocuklarla ayna karşısında yapılacak olan ağız-dil-dudak jimnastiğin de güçlük yaşanabilir. Çocuğu doğrudan ayna önü çalışmalarına başlatmadan önce bir süre birlikte çalıştığınız masanın yanında aynayı tutarak ve ara sıra bakarak çocuğun aynaya alışmasını sağlamak yerinde olur. Aslında Down Sendromlu çocukların aynaya bakmayı çok sevdikleri ama amaç ayna önünde dil jimnastiği yapmak olduğunda bunu bazı çocukların kolay kabul edemediklerini biliyoruz. Bu tür çocuklarla çalışırken dil jimnastiğinin yapılacağı yerlere sevdiği türden tatlılar çalışmayı kolaylaştırır.
Dokunulmaya karşı aşırı hassaslık yeme alışkanlığında çocuğun sınırlı miktarlarda yemek yemesini bazı yiyeceklerin dokusundan kaçınılması, karışık tatlar yemek istememesi olarak ortaya çıkabilir. Bu  türden yeme problemini kalp rahatsızlığı olan Down Sendromlu  çocuklarda da görmekteyiz, fakat onların durumlarında çiğnemek veya emmek çok yorucu bir hareket olduğu için çocuk bundan kaçmaktadır. Günlük aktivitelerde ise çocuk yıkanmayı, yüzünün silinmesini, dişini fırçalamayı sevmeye bilir. Dokunulmaya karşı aşırı hassas çocuklar dokunulmaya olumsuz ve heyecanlı tepkiler verebilirler.
Dokunulmaya karşı başka bir tepki türü ise az tepkililiktir(byposensitivity). Az hassasiyet çocuğun ağzına fazla miktarlarda yiyecek alması, yeteri kadar çiğnememesi, yerken ağzının kenarlarında yiyecekler kalması olarak gözlemlenebilir. Down Sendromlu olan çocuklarda sıkça rastladığımız diş gıcırdatma, parmak emme, oyuncak ısırma ağız içi uyaran ihtiyacını göstermektedir. Parmak emen çocuklara kuru bir diş fırçasıyla diş etlerine, yanak içlerine masaj yapmak bu ihtiyacı gidermektedir. Bebeklikte ağza ve ağız içine uygulanan masajlar koruyucu niteliktedir.

Duyuların Bütünleşmesinin Önemi
Sıradan gelişim basamaklarını izleyen çocukların ve yaşarak geliştirdikleri konuşma ve dil becerisinin büyük bir bölümü aslında, duyularımızdan gelen uyaranların işlenmesi ve bir araya getirilmesi becerisidir. Bir çocuğun duyduğu bir kelimeyi tekrar edebilmesi için bu kelimeyi oluşturan bütün seslerin eksiksiz olarak duyması, sonra bu seslerin çıkartılması için uygun dudak ve dil hareketlerini bilmesi gereklidir. Buna söyleyeceği kelimenin dış dünyadan hangi nesneyi temsil ettiğini bilme becerisi de eklenir. Bu çok çeşitli duyulardan gelen uyaranları organize etme ve bunları günlük yaşantıya geçirme becerisine duyuların bütünleşmesi denir. Bu bilişsel beceri kendisini davranışlarda ortaya çıkartır.
Down Sendromlu olan çocuklar dışarıdan birden fazla duyudan gelen uyarımı, bir seferde işlemekte güçlük çekerler. Eğer aynı anda bir işi yapmaları ve dinlemeleri istenirse bunları yapmakta güçlük çekecektir. Dikkatlerini bir yönde toplamayı, dinlemeyi, bakmayı ve tepki vermeyi öğrenmeleri için yardıma ihtiyaçları olacaktır. Çevreden gelen her türlü ses, gürültü, görsel uyaran veya konu, belli bir şey üzerindeki dikkatlerini dağıtabilir. Duyuların bütünleştirilmesindeki güçlük sadece iletişim becerisinin gelişmesini değil, aynı zamanda başka alanlardaki öğrenmeyi de güçleştirir.

DOWN SENDROMLU ÇOCUKLARIN DİL GELİŞİMLERİNİN ÖZELLİKLERİ

Dil Öncesi Gelişimi
Annenin bebeğini kucağına lamasıyla birlikte bebekle iletişim başlar. Down Sendromlu olan bebeğinizin size verdiği tepkiler yavaş olabilir. Bebeğin izlemesi tepkisini organize edebilmesi için biraz zaman ihtiyacı olacaktır. Ayrıca bebeğiniz çok talep kar bebekte olmaya bilir. Erken eğitim çağındaki bebeklerin ailelerine, bebeklerini bu dönemde kendi haline bırakmamalarını, sürekli onunla meşgul olan, oynayan ve konuşan birilerinin olmasını ve anne ve babanın uyarıcı yeteneklerini geliştirmeleri önerilir.
Genellikle kalabalık ailelerde yetişen Down Sendromlu çocukların, çocuğa karşı aile büyükleri tarafından farklı ve tutarsız davranışlar uygulanmadığı takdirde, çok daha sosyal ve tepkili olduklarını gösterdi. Sıradan gelişim basamaklarını izleyen bebeklerin konuşma öncesi heceleme sesleri üç saniyede biterken Down Sendromlu bebekler bunu daha uzun bir sürede beş saniyede bitirmektedirler. Bu heceleme sesleri konuşmaya temel oluştururlar. Down Sendromlu bebekler karşılıklı itkileşim içerisinde pek gelişimci değillerdir ve temel dil gelişimlerini geliştirmekte yavaştırlar.

Gülümseme
Bebeğiniz yüzünüze bakması, gülümsemesi ve kahkaha atması en temel iletişim becerilerindendir. Bebeğiniz beklenenden biraz geç gülümseye bilir onunla oynayarak, gıdıklayarak gülümsemeye cesaretlendirebilirsiniz. Bu oyunlarda siz ve bebeğiniz gerçekten iyi vakit geçiriyorsanız iletişim gerçekleşmiş demektir.

Heceleme
Bunlar konuşma benzeri hecelemelerdir(“baba” “dadada” gibi). Bu sesli ifade bir durup bir başlar. Down Sendromlu bebeklerde de hecelemede normal gelişim basamakları izleyen bebeklerin aynı ritmik organizasyonuna sahiptir. Fakat süresi biraz daha uzundur(5 Sn).

Sıra Takibi
Bebeğinizin konuşma için temel olan bu becerisini geliştirmek için el kuklaları kullanıp, onları sıra gözeterek konuşturabilirsiniz. Bu beceri etkili bir konuşma ve iletişim için zorunludur. Çünkü karşılıklı konuşmalarımızı biz dinleme ve konuşma sırası içerisinde gerçekleştiririz. Aksi takdirde iletişim başarılı olmaz.

Göz kontağını Kullanmayı Geliştirme
Çocuğunuzun göz kontağını iletişim olarak kullanması için yönlendirin. Baktığı şeyleri verin veya onlar hakkında konuşup bilgi verin. Daha büyük çocuklarla çalışırken çocuğun size bakması için gözlük, şapka veya ilginç aksesuarlar takabilirsiniz. Konuşurken her zaman önce göz kontağını  kurun sonra konuşun.

İlk Kelimeler
Down Sendromlu olan çocuklarda konuşma gecikir. Bu çocuklar üç yaşlarından önce, gündelik kelimeleri çok iyi bildikleri kelimelerde olsa, kullanmakta zorlanırlar. Bunun kısmen beyindeki kontrol mekanizmasıyla ilgili olduğu tahmin edilmektedir. Motor gelişim ve planlı iş gör4me becerisindeki gecikme karakteristiktir ve bununla konuşmanın gecikmesi arasında bir ilişki söz konusudur.
Çocuklar konuşmaya tek tek kelimelerle başlarlar. Bu ilk kelimeler çevrelerindeki kişilerin adları, nesnelerin adları ve günlük hayatta olan olayların adları olabilir. Bunlar belli bir sayıyı bulduğunda çocuk bunları birleştirir ve tümceler oluşturur. Down Sendromlu çocuklarda anlama(alıcı dil) her zaman ifadeden ileridedir. Yani çocuk her durumda ifade ettiğinden fazlasını anlar. Kelime öğrenme becerileri güçlüdür. Down Sendromlu bir çocuk eğer işitme kaybı yok ise beş yaşlarında kelimeleri ve tümceleri dil bilgisi kurallarına uygun olarak kullanabilir. Fakat bu yaşa kadar çocuğun konuşmasını beklemek erken eğitim olanaklarının kaçırılmasına sebep olar.
Diğer taraftan daha karmaşık dil bilgisi kurallarını, fiil çekimlerini ve soru şekillerini anlamada güçlükleri olduğu bilinmektedir. Fiş okuma çalışmaları gibi bu anlamda çok yararlı olabilecek veya öğrenme güçlüğünden dolayı dili kazanma güçlüğü çeken çocuklara Türkçe’yi öğretecek herhangi bir dil gelişimine yönelik çalışma henüz yoktur. İngiltere de özel eğitim ihtiyacı içerisindeki çocuklara İngilizce yi oyunlar yoluyla öğreten Derbysbire Dil Programı sınırlı şekilde, dil gelişimini destekleme amaçlı kullanılabilmektedir.
Down Sendromlu çocuklarda bilişsel bozukluğu bağlılık oranında dilin semantik gelişimi geridir. Buna rağmen çocuklarla yapılan fiş okuma çalışmaları sırasında Down Sendromlu çocukların semantik kurallar kullandıkları görülür. Ellerine tümce fişleri verilen çocuklar sesli olarak okuyamadıkları kelimelerin yerlerine daha rahat söyleyebildikleri eşanlamlı sözcükleri kullanırlar(“tuvalet” yerine “çiş”, “şükran” yerine “anne” gibi).
Dilin prakmatik kullanımı söz konusu olduğunda Down Sendromlu çocukların selamlaşma, tebrik etme gibi becerileri alışkanlık haline getirip kullandıklarını bilmekteyiz. Gene sosyal olarak çok iyi ilişki kural Down Sendromlu çocukların bu becerilerini geliştirmeleri öğretilebilir. İstemenin öğretilmesi üzerinde durduğumuz başka bir sosyal beceridir. Çocuğunuza sosyal kurallar içerisinde bir şeyi talep etmenin yolunu, yapamadığı bir şey olduğunda da yardım istemeyi öğretebilirsiniz. Bunları çok iyi yaptıklarını göreceksiniz.

Ağız-Motor Egzersizleri
Telaffuzun iyi olması konuşma organlarının boyutlarını, pozisyonuna ve etkili çalışmasına bağlıdır. Çocuğun konuşma sesleri için gerekli ağız-dil hareketlerini doğru yapamıyor olması kelimelerin netliğini etkiler. Konuşmaya henüz başlamamış çocuklar için geliştirilmesi gereken en önemli beceri katı gıdaları çiğneme, üfleme yapmak ve dili kontrollü olarak kullanabilmedir. Çocuğunuzu çiğnemeye cesaretlendirmek için yiyeceklerin ağzının ortasına değil yanlarına koyun, böylece dili daha fazla hareket edecektir. Ağzı kapalı tutma alışkanlığı düzenli solunum için öğretilmelidir. Down Sendromlu çocuklarda dişler geç çıkar, bazı çocuklarında damakları kubbelidir. Bu durum dil hareketlerini ve sesin kalitesini etkiler. Dil normalde olandan daha az hareketlidir. Bu yüzden Down Sendromlu çocuklar ağız-motor egzersizleri yapılması yararlı olur.

Dudaklar İçin Egzersizler
Dudaklar tükürüğün kontrolü, yutma ve üfleme becerileri için olduğu kadar, ses çıkartmak için de önemlidir. Bazı konuşma seslerinde dudakların ileri doğru büzülmesi, bazen de tam olarak ta yayılması gerekir. Çocuğunuzun bir dudak hareketinden başka bir dudak hareketine hızlı ve seri olarak geçebilmesi onun konuşmasını daha anlaşılır yapacaktır. Bunun için çocuğunuzla ayna karşısında “öpücük” verme hareketi ve “gülme” hareketlerini deneyebilirsiniz. Aynı şekilde “oo” ve “ii” seslerini birbirleri arkasına çıkarmakta dudakları için iyi bir egzersizdir. Bazen çocuklar ağızlarını tam olarak kapatamadıkları için sürekli tükürük akıtırlar. Bu durumda çocuğun dudaklarını ruj la boyayarak ağzın açık ve kapalı durumlarında kağıt üzerine baskı çıkartmak çocuğun ikisi arasındaki farkı ayırt etmesine yardım edecektir.

Dil İçin Egzersizler
Dil konuşma becerisi kadar çiğneme, yalama ve yutma içende önemlidir. Konuşma sırasında dil öne arkaya, yukarı aşağı çabuk hareket etmelidir ki, sesler doğru olarak çıksın. Dil egzersizleri sırasında baş ve çenenin hareket etmiyor olmasına dikkat edin. Eğer hareket ediyorsa dil görevini yeteri kadar yapmıyor demektir.

Konuşmayı Etkileyen Fiziksel Özellikler
Down Sendromlu olan bireylerde fazladan olan kromozomun, beyni ve onun gelişimini nasıl etkilediği hala tam olarak bilinmemektedir. Ama bazı bilinen verilerde, bizim durumu açıklamamıza yardım ediyor. Örneğin Down Sendromlu olan bir bebeğin tepki vermede yavaş olmasının sinir sistemiyle ilgili olduğu, göz kontrolünün zayıf olmasının, göz kaslarındaki gevşeklikle ilgili olduğu söylenir; buda kısmen göz kontağı kurmadaki gecikmeyi açıklamaktadır. Gene bebeğin bize verdiği cevapların geç olması, beyninin bilgiyi işlemek, organize etmek ve cevap üretmek için daha fazla zamana ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Down Sendromlu insanlarda görsel hafızanın işitme hafızasından daha güçlü olduğu el işaretleri kullanmanın, yazılı kelimelerin(fişler), resimlerin hafızada daha iyi kalacağı önerilmektedir. Aynı zamanda işaret sisteminin öğretilmesi bilgiyi görsel yolla vereceğinden öğrenme süresini destekleyecektir.
Down Sendromlu bireylerde yüz ve ağız kaslarının gevşek olması dil, dudaklar ve çenenin hareketlerini etkilemiştir. Bu konuşmanın anlaşılabilirliğini yani telaffuzu doğrudan etkiler. Dil- dudak- çene egzersizlerinin ağız kaslarının birlikte çalışabilirliğini arttırması açısından yararlı olur. Ayrıca çocuğu erken yaşta katı ve pütürlü yemeğe alıştırma iyi bir çiğneme becerisi, anlaşılabilir konuşmanın yolunu açar.
Down Sendromlu bireylerde dilin boyutlarına göre ağız küçüktür. Bu yüzden dil ağızdan dışarı çıkma eğiliminde olduğunda, dil kontrolünü arttıracak egzersizler yararlı olur. Ayna karşısında çocuğunuza ağzını kapatmayı öğretebilirsiniz çocuklarla ağız kapama çalışmaklarında büyük çocuklar doğrudan uyarıya uydukları halde, küçük çocuklar bunu oyun olarak algılamış, anne ve babalarının dikkatini çekmek istedikleri zaman, dillerini dışarı çıkarmışlardır.
Ses tellerinin yapısı hareketleri itibari ile ses tonlamalarında, ses perdesinin esnetilmesinde güçlükleri olabilir. Bunun için “kulaktan kulağa” oyunu, çocuğunuza sesini ayarlama becerisi kazandıracaktır. Down Sendromlu çocuklarda iki türlü ses bozukluğuna rastlanır. Çocuklar ya çok yüksek sesle hatta bağırma tonunda konuşmakta veya çok kısık ve duyulması mümkün olmayan bir ses tonunda konuşmaktadır. İkinci türden ses bozukluğu çocuğun dil öğretiminden yararlanabilmesi için bozulabilir.

Bilişsel Özellikleri
Down Sendromlu çocuğunuzun öğrenme güçlüğüne neden olan ve belli gelişim basamaklarında zorluklar yaşamasına sebep olan bilişsel özellikleri şöyledir.
Genelleme Becerisi: Öğrenilmiş bir bilgiyi yeni bir durumla karşılaşıldığında buraya aktarma becerisidir. Örneğin çocuğunuz pek çok hayvanın adını öğrenmiş olabilir. Fakat bir gün öğrendiği ve gördüğünden farklı bir tür hayvana rastladığında bunun da hayvan olduğunu düşünmeyebilir.
İşitme Hafızası: Kelimeler söylendikten sonra onları işleyip tepki verene kadar hafızada tutabilme ve hatırlayabilmedir. Örneğin Çocuğunuza “Televizyonu kapa, ellerini yıka, suyu yıka” dediğinizde, yapması gereken son iki şeyi hatırlayabilir. Fakat sonrakileri hatırlayamaz. Öğrenilen kelimeleri hafızada tutamama ise Down Sendromlu bireylerde konuşma gelişimini aksatan bir problemdir. Diğer bir örnek ise şapka sözcüğünü tekrar etmesini istediğimiz bir çocuk bunu pasta olarak, çorap kelimesi tekrar etmesini istediğimiz bir çocukta bunu poça olarak tekrar etmiştir.
İşitilenlerin Anlamlandırılması Süreci
Çocuğunuzun ona söylenilen kelimeleri ne kadar çabuk anlamlandırdığı ve tepki verdiğidir. Down Sendromlu çocuklar onlara söylenilenleri anlamlandırma ve cevap üretme için daha fazla zamana gereksinim duyarlar.
Kelime seçme Becerileri
Konuşulan duruma uygun sözcüklerin seçilmesi becerisidir. Bu problem verilen tümcenin uzunluğuna ve güçlüğüne göre değişebilir.
Soyut Düşünme
Öğrenilen bilgilerin genellenip yeni durumlarda kullanılabilir olmasıdır. Bu elle tutulamaz kavramlar, fikirler arasında bağlantılar kurma becerisidir. Zamanla ilgili kavramlar(bugün, yarın, haftaya, gelecek yıl) öğrenilmesi, çocuklar için en güç olanlardır.

DOWN SENDROMLU ÇOCUKLARA OKUMA YAZMAYI ÖĞRETMENİN ÖNEMİ
Konuşmayı Öğretmek İçin Okumayı Öğretme
Down Sendromlu çocukların okuma-yazma becerileri edinmelerinin sadece okumanın kullanılabilirliğinden fazlaca önemi vardır. Bu çocukların çoğu okumayı öğrenirler ve geliştirdikleri bu okuma becerisini konuşma ve dil gelişimlerine, işitme algılarıyla ilgili becerilerine ve hafızalarının işleyişine faydası olur.
Down Sendromlu çocukların okuma ve yazma becerileri üzerine ilk bilgiler 1960lı yıllara kadar dayanır.
Çocuklarda yapılan fiş okuma çalışmalarının Down Sendromlu çocuklarda mucizevi etkiler yarattığı söylenebilir.Konuşmayan çocuklarda okuma çalışmaları konuşma gelişimini uyarmış, konuşan çocukların ise Türkçe’nin kurallarına uygun tümce yapıları kurmalarına, soru tiplerini ve ekleri okuyarak öğrenmelerine yardımı olmuştur. Bu anlamda dil terapisi alamayan bir Down Sendromlu çocuk bile her yaşta başlatılan okuma faaliyetlerinden dil gelişimi açısından yararlanabilmektedir.

Not: Kaynakça Sevgi Dili Konuşan Çocuklar (Ayşegül TURAN)

Otizm

Yaygın Gelişimsel Bozukluk ( Otizm, asperger,vb)

Uluslararası alanda otizm ve yaygın gelişimsel bozukluk terimleri birbirinin yerine kullanılmaktadır. Otizm ileri düzeyde ve karmaşık bir gelişimsel yetersizlik çeşididir. Doğuştan var olabildiği gibi üç yaşına kadar olan dönemde de ortaya çıkabilir.
Otizmin nörolojik sebeplerden kaynaklandığı sanılmaktadır ancak bu konuda net bir bilimsel gösterge bulunmamaktadır.
Otizm bir ruh hastalığı değildir.
Otizmin anne-babaların kişilik özellikleriyle ya da çocuk yetiştirme biçimleriyle ilişkili olmadığı artık bilinmektedir. Otizmin genetik olduğu yönünde bulgular vardır ancak bununla ilgili gen ya da genler çok yakın zamana kadar belirlenmiş değildir.
Otizm yaklaşık her 500 çocuktan birinde görülmektedir. Erkeklerde görülme sıklığı, kızlardan dört kat fazladır; ancak kızlarda daha ileri düzeyde seyrettiği görülmektedir.

Otizm beş alt gruba ayrılmaktadır:
1.Otizm
2.Asperger sendromu.
3.Çocukluk disintegratif bozukluğu
4.Rett sendromu
5.Atipik otizm

1.OTİZM: Üç yaşından önce başladığı kabul edilmektedir. Sosyal etkileşimde önemli yetersizlikler, iletişim ve oyunda yetersizlikler,çeşitli takıntılarla kendini gösteriri.

2.ASPERGER SENDROMU: Sosyal etkileşimde yetersizlik ve çeşitli takıntılar görülür ancak otizmden farklı olarak dil ve zihin gelişiminde geriliklere rastlanmaz. Sözcük dağarcıkları ve dilbilgisi gelişimleri genelde iyidir ancak; çoğunda denge ve devinsel eşgüdüm sorunları gözlenir. Aileler üstün becerileri olan ama yaygın gelişimsel bozukluk gösteren çocuklarına asperger deyip kurtulurlar. Bu konuda çekilmiş rain man yağmur adam filmi çok meşhurdur. Ancak her üstün özellikli birey asperger değildir.

3.ÇOCUKLUK DİSİNTEGRATİF BOZUKLUĞU: Çok seyrek rastlanan bir kategoridir. Bu tanıyı alan çocuklar yaşamının en az ilk iki yılında normal gelişim gösterirler. Bozukluğun başlamasıyla, daha önce kazanılmış beceriler hızla kaybedilir ve otizm için belirtilen özellikler kendini gösterir. Zihinsel becerileri ileri düzeyde zihin özürlü düzeyine kadar geriler.
Bu tanıyı alan çocuklar birkaç yıl içerisinde, otizm tanısı alan çocuklarla benzer özellikleri paylaşır duruma gelirler.

4.RETT SENDROMU: En az beş ay normal gelişim gösteren çocuklarda görülür ve yalnızca kız çocuklarında ortaya çıkan genetik bir bozukluktur. Sendromun başlamasıyla birlikte baş büyümesi yavaşlar, el becerileri yitirilir, takıntılı el hareketleri başlar. Zamanla tüm devinsel beceriler geriler ve denge bozukluğu ortaya çıkar. Rett sendromu, otistik bozukluklar içinde, genetik temeli tam olarak belirlenmiş olan tek kategoridir.

5.ATİPİK OTİZM: Otizm için belirtilen üç alandan yalnızca birinde yetersizlik olduğunda ve diğer otizm türlerinin hiç birinin ölçütleri karşılanmadığında konan tanıdır. Çoğu zaman geç farkedilirler. Aile doktor veya öğretmenler bir şey olduğunu bilirler ama ne olduğunu tam söyleyemezler. Ailelerin bu konuya takılmasının çocuğa faydası yoktur. Önemli olan hangi gelişim alanında gerilik yada farklılık var bunu bulmak ve gerekli bireysel ve grup dersleri ile öğrencinin bu alandaki engelini gidermektir. Bilinen ön önemli doğru şudur: Otizmin yaygın gelişimsel bozukluğun veya asperger’in eğitimden başka tedavisi yoktur.

BELİRTİLER VE ÖZELLİKLER
Otistik bireylerde, pek çok özellik, farklı düzeylerde görülür:

İLETİŞİM VE OYUNDA YETERSİZLİK
• Dil ve iletişim sorunları: konuşma zorluğu, sıra dışı konuşma, gereksinimlerini ifade edememek.
• Vücut dili kullanımda sınırlılık; jest ve mimiklerini kullanamama.
• Hayali oyunda gerilik: sembolik ve işlevsel oyunları hiç oynamamak yada yaşıtlarından daha beceriksizce oynamak.
TAKINTILAR:
• Nesne takıntıları: nesneleri döndürüp seyretmek, seslerini dinlemek, sıraya dizmek, yalamak, koklamak vs.
• Hareket takıntıları: el çırpma, sallanma, koşma, zıplama, dönme vs. davranışları uzun süreli yapma.
• İlgi takıntıları: bir ya da birkaç sıra dışı konuyla sürekli ilgilenmek; uçaklar arabalar vs.
• Düzen takıntıları; okula her zaman aynı yoldan gitmek, yemeği hep aynı tabaktan yemek, aynı giysiyi giymek.

DİĞER BELİRTİLER:
• Bazı duyularda aşırı duyarlılık; belli seslerden aşırı derecede rahatsızlık
• Acıya karşı duyarsızlık; düşme, çarpma, yaralanma durumlarında tepki göstermemek
• Uygun olmayan gülmeler kıkırdamalar; nedeni belli olmayan uzun süreli gülmeler
• Kendine ya da çevreye yönelik saldırganlık
• Öfke nöbetleri; aniden başlayan hırçınlıklar
• Aşırı hareketlilik ya da hareketsizlik;
• Tehlikelere karşı duyarsızlık;
• Kas gelişiminde tutarsızlık; bazı becerilerde diğer becerilere göre daha ileri yada geri de olmak.

ÖZELLİKLER:
• Üstün yetenekler yaygın değildir; %10 unda üstün yeteneklere rastlanır.
• Zekâ geriliği yaygındır, %80 inde zekâ geriliği görülür.
• Nörolojik sorunlara sık rastlanır; yaklaşık üçte birinde sıklığı ve şiddeti değişen havaleler görülür.

DİL GELİŞİMİ VE İLETİŞİM ÖZELLİKLERİ

• İletişim ile ilgili iki alanda, ortak ilgi ve sembol kullanmada yetersizlik görülür.
• Yarısına yakını hiç konuşmaz.
• Sözel dil becerileri, genellikle sözel olmayan dil becerilerinden daha geridir.
• Sözcükleri anlamlarıyla kullanmada, kişi zamirlerini kullanmada sorunlar görülür.
• Konuşmada monotonluk ve didaktiklik dikkat çeker.
• Papağan konuşmasına sık rastlanır.( Ekolali)
• Karşılıklı konuşmada sorunlar görülür.

SOSYAL ETKİLEŞİMDE YETERSİZLİK:
• Göz kontağında sınırlılık
• Ortak ilgide sınırlılık; başkasının işaret ettiği yere bakmama..
• Başkalarının yaptıklarına karşı ilgisizlik; seslenildiğinde duymuyormuş gibi davranmak,
• Diğer çocuklarla etkileşmede isteksizlik; yaşıtları ya da kardeşleriyle etkileşimde bulunmamak
• Yalnızlığı yeğlemek;
• Başkalarının duygularını anlamada yetersizlik; sevinç, üzüntü, kızgınlık gibi duygulara tepkisizlik.

Yaygın Gelişimsel Bozukluklar Destek Eğitim Programı

Yaygın gelişimsel bozukluk, birden fazla bozukluğu içeren bir tanı grubu olup erken çocukluk döneminde başlayan sosyal etkileşim, dil gelişimi ve davranış alanlarında yetersizliklere sebep olma durumudur. Davranış sorunları, yineleyici, sınırlı ilgi ve davranışları kapsamaktadır. Bu durumlar gelişimin birçok alanını etkileyerek kalıcı ve süreğen işlev bozukluklarına yol açar.
Amerikan Psikiyatri Birliği, 1994 yılında yaygın gelişimsel bozuklukları beş bozukluktan oluşan bir grup olarak sınıflandırmıştır. Bunlar,
1.      Otizm
2.      Rett Sendromu
3.      Çocukluğun Dezintegratif Bozukluğu
4.      Asperger Bozukluğu
5.      Başka Türlü Adlandırılmayan Yaygın Gelişimsel Bozukluk (Atipik Otizm)’ tur .

Programın Düzeyi: Program, yaygın gelişimsel bozukluklar tanı grubu içerisinde yer alan her yaştaki bireyin gelişimsel özellikleri, eğitim ihtiyaçları ve öncelikleri dikkate alınarak hazırlanmıştır.

Programın Genel Amaçları: Bu program ile bireylerin;
1-      İşlevsel becerilerin kazandırılmasına ön koşul oluşturan temel eşleme ve taklit becerilerini geliştirmeleri,
2-      Sosyal etkileşim başlatma ve sürdürme becerilerini geliştirmeleri,
3-      Alıcı ve ifade edici dil becerilerini geliştirmeleri,
4-      İletişim becerilerini geliştirmeleri,
5-      Bağımsız çalışma ve işlevde bulunma ile organize olma becerilerini kazanmaları,
6-      Öz bakım ve günlük yaşam becerilerini geliştirmeleri,
7-      Akademik becerilerini geliştirmeleri,
8-      Toplumsal yaşama katılım ve sosyal uyum becerilerini geliştirmeleri beklenmektedir.

Özel öğrenme güçlüğü

Özel öğrenme güçlüğü;

öğrenmeyle ilgili bir sorun olarak algılanmakla ve tanıtılmakla birlikte; gördüğümüz, duyduğumuz ya da dokunduğumuz, tanımaya çalıştığımız şeylerin algılanmasıyla ilgili ya da işlenmesiyle ilgili bir sorun olarak yaşanmaktadır. Beyindeki bazı farklılıklar nedeniyle öğrenme süreçlerinin bir ya da birkaçında sapmalar olması durumunda ortaya çıkar. Her özell öğrenme güçlüğü gösteren çocuk birbirinden farklıdır.Özel öğrenme güçlüğü zeka sorunu değildir. Tanı konulması için duyusal organlarda organik bir bozukluğun olmaması gerekmektedir.
Ondokuzuncu yüzyılda disleksi daha çok bilinen bir kavramdı. Disleksinin sözlük karşılığı okuma güçlüğüdür. Özel öğrenme güçlüğü okuma\yazma\aritmetik güçlüğü olarak da geçebilir. Sıklığı %1-%30 arasında değişir, erkeklerde daha sık görülür. Nedenleri kesin olarak bilinmemektedir. Olası nedenlerinin genetik, kalıtsal etmenler , beyindeki yapısal işlev farkları olduğundan bahsedilmektedir. Özel öğrenme güçlüğü olan çocukların anne-babalarında da özel öğrenme güçlüğü görülmektedir. Beynin her iki yanındaki işitsel alan, normal kişilerde solda daha büyüktür, disleksiklerde her ikisi de eşit ya da sağdaki daha büyüktür. Özel  öğrenme güçlüğü olanlarda ses-harf  ; ilişkisinin bozuk olduğu söylenmektedir. Örneğin; kişi “;c”; sesini görmekte ama nasıl olduğunu hatırlayamamaktadır. Beyindeki dil ve görsel algı alanlarında daha az aktivasyonun olduğu söylenmektedir.
Öğrenme; öğrenilen materyali akılda tutmak, birbiriyle ilişkilendirmek ve yeri geldiğinde kullanmaktır. Öğrenme sorunları 0-6 yaş grubunda da gözlenebilir ama okula başlayınca anlamlandırılabilir. Öğretmenler bu çocukların yeterli zekada olduklarını, ilgi alanlarının da olduğunu ama öğreniyor göründükleri şeyleri öğrenemediklerini ifade etmektedirler. Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklar doğru heceleme yapamamaktadırlar. Fişleri kopyalarken bile b-d-p harflerini ters yazmaktadırlar. Aileler özel öğrenme güçlüğü olan çocuklarıyla ilgili yakınmalarını “;evde çalıştırıyoruz, tekrar ettiriyoruz, öğreniyor ama okulda aynı şeyi yapamıyor”; şeklinde ifade etmektedirler.
1917’;de Hinsselwood özel öğrenme güçlüğünü “;doğuştan kelime körlüğü”; olarak tanımlanmıştır. Konjenital bir sorun olduğunu söylemiş ve genetik geçişli olduğunu tanımlamıştır. Daha sonra 1941’;de Strauss ve Warner, minimal beyin disfonksiyonu terimini kullanmış ve yeterli entelektüel düzeye sahip oldukları halde, okuma güçlüğü nedeniyle okulda başarılı olamayan vakalara işaret etmiştir. Bugünkü tanıma en yakın şekliyle ilk kez 1942’;de Kirk tarafından Learning Disabilty terimi kullanılmıştır. Bu tanımda öğrenme bozukluğu serebral, duygusal  ; ya da davranışsal bozukluktan kaynaklanan dili kazanma, konuşma, okuma-yazma, aritmetik becerilerin bir ya da birden çoğunun gelişiminde gecikme, bozukluk ya da geriliktir.
Bu durum zeka geriliği, duyusal kusurlar ve kültürel faktörlerden bağımsız olarak gelişmektedir. Bateman 1965’;te özel öğrenme güçlüğü olan çocukları, “;öğrenme sürecindeki temel bozukluklara bağlı olarak ortaya çıkan ve zihinsel potansiyelinden beklenen başarı ile o andaki okul başarısı arasında anlamlı farklılık bulunan çocuklar”; olarak tanımlanmış ve merkezi sinir sisteminin fonksiyon bozukluğu üzerinde durmuştur. Özel öğrenme güçlüğü genel bir terimdir.
 Hammill, 1982-1989 yılları arasında 28 temel kitabı incelemiş ve ortak noktaları çıkarmıştır.

1  Başarısızlık
2  Sinir sistemi fonksiyon bozuklukları
3.  Psikolojik süreçler
4.  Yaş (her yaşta görülebilir)
5.  Konuşma dili sorunları
6.  Akademik sorunlar
7. Kavramsal sorunlar
8. Diğer sorunlar
9.  Çok boyutlu özürDisleksi: Okuma sorunları Disgrafi:
Yazma sorunlarıDiskalkuli: Matematik sorunlarıDaha sonraları bu sorunları içeren bozukluk Learning Desorder olarak tanımlanmıştır. DSM III-R’;da Akademik Beceri Bozukluğu ( görme, işitme, nörolojik bir hastalığa baplı olmaması gerekiyor) adıyla yer almıştır. Özel öğrenme güçlüğü bilginin kazanılması ve işlenmesinde ortaya çıkan bir sorundur.
Bilgi İşlem Modeli (Information Processing): Silver 1989-19961. Girdi (Input): Göz, kulak, deri gibi periferik organlardan alınan işlenmemiş uyaranlardır. Bu uyaranlar nöronlar kanalıyla beyne ulaşırlar ve girdilerin algılanması beyinde gerçekleşir. Farkına varma ve algılama için, uyaranların beyindeki ilgili alanlara alınması sürecidir. Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklarda bu uyaranların algılanmasında bir sorun vardır. Uyaranların algılanması derken görsel algı bozukluklarından, işitsel algı bozukluklarından ve dokusal algı bozukluklarından söz edilmektedir.
Görsel Algı Bozuklukları: Şekil-pozisyon algısındaki bozukluk , şekil-zemin algısındaki bozukluk ya da uzaklık-derinlik-boyut algısındaki bozukluktur.
Şekil-Pozisyon algısındaki bozukluk: Özel öğrenme güçlüğü olan çocuk gördüğü şeyin şekil ve pozisyonunu algılamada güçlük çekebilmektedir. Harfleri ters ya da dönmüş olarak algılayabilmektedir. Örneğin; b-p, 3-5, 6-9, p-b gibi harf ve rakamları ters çevirebilir. Sözcükleri ters çevirebilir, koç-çok, ev-ve gibi. Bu güçlükler çocuk okula başladığında fark edilir. Okul öncesinde şekil-pozisyon algılama olgunluğu henüz yerleşmemiş olabilir. Okula başladıklarında o olgunluğa ulaşmış sayılırlar. Birinci sınıf acemilik dönemidir. Ancak ikinci sınıfın birinci döneminden itibaren bu sorunların görülmemesi gerekir.
Şekil-Zemin algısındaki bozukluk: Bu problem, bir bütünün önemli olan bir parçasına odaklaşmada zorluklara neden olur. Okuma, bu beceri ile ilgilidir. Çünkü okuma söz dizilerine odaklaşmayı, soldan sağa ve satır satır izlemeyi gerektirir. Bu alanda sorunu olan çocuklar okumada satır atlama, satır tekrarlama, sözcük atlama türünden hatalar yaparlar.
Uzaklık-derinlik-boyut algılamada bozukluk: Çocuk derinliği kestiremediği için eşyalara çarpar, sandalyeden düşer. Açık alanda oynarken mekanda pozisyonlarını algılamada, sağ-sol ayırt etmede güçlük çeker. Top yakalamak, ip atlamak, yap-boz yerleştirmek, çekiç kullanmak uzaklık-derinlik-boyut algılamada sorun yaşayan çocuklar için daha güç işlerdir.               
 İşitsel Algı Bozuklukları:  Özel öğrenme güçlüğü olan çocuk duyulan sesleri yanlış algılayabilir. Benzer sesler arasındaki farkı ayırt etmeye bağlı güçlüğü olan çocuklar, sesleri birbirine karıştırabilirler. Örneğin; soba yerine sopa, kova yerine kafa, bavul yerine davul gibi.
İşitsel Figür – Zemin ayırt etme güçlüğü: Aynı anda işitilen farklı seslerden birine odaklanma güçlüğü olarak tarif edilen bu sorunda, çocuk farklı seslerin figür-zemin ayırımını yapmakta güçlük çekebilir. Örneğin; TV seyrederken kendisine seslenince bakmaz, işitmiyormuş gibi görünürler. Yine TV seyrederken duydukları kapı ya da telefon sesinin bulundukları mekandan mı yoksa TV’;den mi geldiğini ayıt edemezler. İşitsel algıda kopukluk (auditory lag) olduğunda, ardarda söylenen mesajların bir kısmını kaçırabilirler, algılayamazlar. Örneğin; özel öğrenme güçlüğü olan çocuğa “;odana git, arkadaşına telefon edip ödevlerini al ve kitaplarınla birlikte buraya gel”; denildiğinde bu mesajın bir kısmını duyar yerine getirir, diğerlerini duymayabilir. Uzun komutlar verildiğinde bir kısmını yapamayabilir.
Dokunsal Algı Bozuklukları:  ; Dokunsal algı sorunu olan çocuklar gözleri kapalıyken dokunma duyusu yardımıyla nesneleri tanımlayamaz. Örneğin; eline verilen oyuncağın ne olduğunu anlayamaz, avucuna yazılan sayı ve yazıyı tanımlamakta güçlük çeker.  ;
2. Bütünleme: Beyne giden bilgi kaydedilince anlaşılması gerekir. Bunun için 3 aşama tanımlanmaktadır. Sıraya koyma, soyutlama ve organizasyon. Bu aşamalardan geçen bilgi bütünleşir. Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklarda bu aşamaların birinde ya da tümünde sorunlar söz konusudur. Sıraya koyma bozukluğu olan çocuktan dinlediği hikayeyi anlatması istendiğinde başını sonunu karıştırır. Cumadan sonraki gün sorulduğunda bilemez, Pazartesiden itibaren sayarak bulabilir. 3×9 sorulduğunda söyleyemez. Soyutlama sorunu, özel öğrenme güçlüğü olan çocuklarda sıklıkla gözlenmez. Çünkü soyutlama temel zihinsel bir işlemdir. Bu alandaki sorunlar daha çok mental retardasyon (zeka geriliği) ile karakterizedir. Organizasyon sorunu: Bu safha daha önce edinilen bilgilerle yeni kazanılan bilgilerin bağlantılarının oluşturularak gruplanmasını ve organizasyonunu kapsar. Ödevlerin unutulması, zamanın iyi kullanılamaması, defterin, odanın, masanın düzensizlikleri organizasyon bozukluğuna işaret etmektedir.
3. Bellek-Depolama: Gelen bilgi beyinde kaydedilir, anlaşılır, yorumlanır ve daha sonra kullanılmak üzere bellekte depolanır. Özel öğrenme güçlüğünde daha çok kısa süreli bellek bozukluğu görülür. Uzun süreli bellek bozukluğu daha çok mental retardasyonun karakteristiğidir. Kısa süreli işitsel-görsel bellek bozuklukları genellikle birlikte ortaya çıkar. Örneğin çok iyi çalıştığı halde okula gidince başarısız olmak, çarpım tablosunu öğrenememek bu alandaki güçlükleri ifade eder. WISC-R’;da Genel Bilgi alt testinde  ;sınıfına uygun soruları bilemeyebilir.  ;
4. Çıktı: Öğrenilen bilgiler sözcüklerle (dille) ya da kas faaliyetleri ile (yazma-çizme, jest ve mimikler) ifade edilirler. Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklar bu alanlarda güçlük yaşarlar. Dil alanında; kendini ifadede kendiliğinden konuşma başlatmada, soru yöneltildiğinde uygun yanıtı verebilmede güçlükleri vardır. Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklarda anne babayı ve öğretmeni şaşırtan şey; soru sorulduğunda bloke olan çocuğun spontan konuşmaya başladıktan sonra gayet akıcı bir şekilde düşüncesini ifade edebilmesidir. Motor beceri alanında; büyük kas gruplarının organize olarak çalışamamasına bağlı olarak yüzme, bisiklete binme, atlama, topa vurma gibi kaba motor becerilerde sorun yaşarlar. Sakarlık sık rastlanan belirtilerdir. İnce motor beceri sorunları da gözlenir. Düğme ilikleme, makas kullanma, çatal-kaşık kullanma, kalem tutma, resim yapma becerilerinde zorlanırlar. Yazı problemleri mevcuttur, ya hızlı ve bozuk yazarlar ya da çok yavaş yazarlar.Özel öğrenme güçlüğünde ses ve konuşma bozukluklarıyla ilgili görüş ve yaklaşımlar da getirmişler.

 Disleksiklerin 3 grupta incelenmesi gerektiği söylenmektedir.

1.  Disfonetik Disleksi: İşitsel kavrama ve ayırt etme becerileri zayıftır. Fonetik bozukluğu olan çocuklar bu grupta yer alırlar. Dil ve sözlü ifade alanında güçlük çekmektedirler. Sözcüklerin fonetik ayrımını yapamazlar. Fonolojik model disleksinin klinik görünümü ve nörologların beynin fonksiyonu ve organizasyonu ile ilgili bulgularıyla tutarlı görünmektedir. Linguistler dil sistemini, her bir dilin belirli bir yönüyle ilgili olan bileşenlerin aşamalı olarak dizilişi şeklinde ifade etmektedirler. Bu dizilişin en alt basamağı dilin içerdiği ayırt edici ses parçacıkları yani fonemlerdir. Kelimelerin tanınması, anlaşılması ve bellekte depolanması ya da gramer açısından incelenmesi için beynin fonolojik modülü tarafından fonetik birimlere ayrılması gerekmektedir. Bu süreç konuşma dilinde otomatik olarak gerçekleşmektedir. Liberman’;a göre konuşma doğal, okuma bir buluş olduğundan bilinç düzeyinde öğrenilmesi gerekir. Okumada birey görsel, simgesel yazıyı dille ilgili kavramlara çevirir, harfleri seslere dönüştürür. Ayrıca bu seslerin yazıda dizilişini de anlaması gerekir. Dizilişi anlayamazsa sesleri farklı sıralayabilir, heceleri karıştırabilir. Okuma bozukluğu olan çocuklarda yazının anlaşılmasını engeller.
2. Disidetik Disleksi: Bu tipteki çocuklar zihinde canlandırma yetenekleri bozuk olduğu için harflerin, sembollerin görsel-mekansal analizini ve ayrımlaştırmayı yapamazlar. Bu nedenle harflerin sırasını karıştırır, ters çevirir, günleri, ayları sırayla söylemede zorlanırlar.
3. Karma Tip: Her iki gruptaki özellikleri taşırlar.Başka bir sınıflama ise;
1. İşitsel-Konuşma (Dil) Grubu: Sözel alanda güçlük çeken çocuklardan oluşur. Sorulara yanıt vermeleri, isimlendirmeleri, tanımlamaları zorlukla yaparlar.
2.  Görsel-Uzamsal Grup: Bunlar daha çok görsel ve uzaysal algıya ilişkin sorun yaşarlar.Özel öğrenme güçlüğünü hemisfer fonksiyonlarına göre de ayırt etmişlerdir (Bakker):

Sol Hemisfer Fonksiyon Bozukluğu: Okuma güçlükleri bu grupta değerlendirilir. Yavaş okuma ya da hızlı okuyup harf atlama, değiştirme, ekleme türünden hatalar yaparlar.
Sağ Hemisfer Fonksiyon Bozukluğu: Sağ hemisfer fonksiyonlarına bağlı görsel algı kusurları olan çocuklardaki okuma güçlüklerini ifade eder. Okumaları yavaştır. Eksik bırakma ve tekrarlama hataları yaparlar.
Özell Öğrenme Güçlüğünün Belirtileri: Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklarda, gördüğü şeyi yanlış algılama, uzaklığı ve derinliği algılamada, mekanı algılamada, sağ-sol ayırt etmede sorunlar dikkati çeker. Top oynarken, ip atlarken, yazı yazarken, saçını tararken sanki beceriksizmiş gibi görünen sorunlar yaşar. Konuşurken sesleri, yazarken harfleri karıştırır. Karışık bir çekmecede aradığı şeyi bulamaz. Gürültülü ortamlarda sesleri ayırt edemez. Sıraya koymada, organize etmede sorunları vardır. Öyküleri duyduğu gibi anlatamaz, başını, ortasını, sonunu karıştırır. Saati, çarpım tablosunu öğrenmede güçlüğü olur. Soru sorulduğunda yanıtlamada, kendiliğinden konuşmaya başlamada, yürüme, koşma, yazmada sorunlar olur. Bu sorunlarla giderek artan sıklıklarla boğuşmaya çalışırken sosyal ve duygusal sorunlar ortaya çıkar
Motivasyonunu olumsuz etkiler. Başarısızlık duygusu devamlı deneyimlendiğinde kendine güveni sarsılır. Tırnak yeme, enürezis, enkoprezis, arkadaş ilişkilerinde uyum sorunları başlayabilir. Bazen de akademik başarısızlıklarını örtmek için olduklarından farklı davranırlar; şamatacı, dersi kaynatmaya çalışan, dikkati çeken bir çocuk olabilirler. Aileler ders çalışmakta isteksiz olduğu, sınıfın dikkatini dağıttığı, giderek içine kapandığı yakınmalarıyla başvururlar.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite eşlik edebilir, biri diğerinden daha ağır olabilir. Okul öncesi dönemde; koordinasyonu kötü (sakar yürüyüş), konuşması ağır, aşırı duygusallık, öfke, huzursuzluk, içgüdüleri kontrol etmede güçlük, kavramları öğrenmede güçlük, ilişkileri kavramada güçlük, ip uçlarını değerlendirmede yavaşlık görülebilir. Kendiliğinden konuşur ama soru sorulduğunda yanıt vermede güçlüğü olur. Bu sorunların giderek artması ve üst üste binmesi durumunda dikkat etmek gerekir. Tedavi edilmezse; çocuk kısır bir döngüye girer. Sınavlarda başarısız oldukça daha çok çalışır ama yine de başarılı olamaz. Anne ve baba endişelenerek çocuğu sıkı ve uzun çalışması için uyarırlar. Çocuk evde öğrendiklerini okulda hatırlayamaz. Aile çocuğu suçlayıp cezalandırır. Çocuk tükenir. Motivasyon kaybı olur. Başarısızlığı kendi hatası olarak görür. Hırçın ya da saldırgan olur ya da içe kapanır.
 Özell öğrenme güçlüğü tanısı için akademik başarı testine ihtiyaç var. Ama Türkiye’;de böyle bir test mevcut değildir. Çocuğun okuma hızı, okuduğunu anlaması, sözlü\kopya yazı yazması, hataları ve hata sıklığı, imla kuralları ve matematik becerileri ölçülür. Yazım hataları; harf atlama, sözcük atlama, hece atlama, ters yazma, harf karıştırma, birleşik yazma, sözcük ekleme, yanlış yazma (sözcüklerin anlamlarını bozma), imla hataları, yavaş yazma gibi sorunlar olup olmadığına bakılır.Dikkat eksikliği olan çocuk okuma\yazma hatası yaptığında uyarıldığında hatasını düzeltir ama özel öğrenme güçlüğü olan çocuk hatasını düzeltse bile o hatayı çok sık yapar.Çocukları engellemek yerine neyi, ne zaman, nasıl, ne kadar kolay yapabileceğini öğretmek gerekir, özellikle okul öncesi dönemde. ; Aileden çocukla ilgili bilgi alıyoruz. Akademik başarısı, oryantasyonu, organizasyonu, ders çalışma alışkanlıkları, dokunsal algısı, ince-kaba motor becerileri gibi.  ;
DEHB’; nda da özel öğrenme güçlüğü görülebilir ama ikisi iki ayrı alandaki güçlüğü tarif eden bozukluklardır ve ayırt edici özellikleri vardır. DEHB belirtileri gösteren çocukta her alandaki işlev bu bozukluğun yarattığı engellemeler nedeniyle etkilenir ama özel öğrenme güçlüğünde bir ya da iki alanda sorun varken diğer alanlar bundan bağımsız olabilir. Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklar sadece okuma ya da yazmada zorlanırken DEHB olan çocuklar özellikle de hiperaktivite varsa hem okuma hem yazmada sorun yaşayabilirler hem de sürekli zorlanıp kısıtlanmak durumunda kalabilirler. Zihinsel kapasitelerinin beklenen başarıyı tüm alanlarda gösteremeyebilirler.
DEHB’; nda sıklıkla dil sorunu görülmez özel öğrenme güçlüğünde dil sorunu daha sık görülür. İnce motor becerilerde DEHB olan çocuklar daha çok zorlanırlar kaba motor becerileri iyi olabilir, özel öğrenme güçlüğünde

her ikisi de sorun olarak ortaya çıkabilir. Hem DEHB’; nda hem özel öğrenme güçlüğünde dikkat sorunu gözlenir ancak özel öğrenme güçlüğü olan çocuklar seçici dikkat sorunu yaşar örneğin; ders çalışırken yoğunlaştırmaları gereken noktaya dikkatlerini yoğunlaştıramaz, dağınık bir çekmeceden istediğini bulamaz ama buna rağmen dikkati belli bir süre bir konuda yoğunlaştırmada sorun olmaz. DEHB olan çocuklar uzun süre bir materyalle uğraşmakta zorlanırlar.
Özel öğrenme güçlüğünde okul başarısızlığı görsel, işitsel, dokunsal algı, ayrımlaştırma ve bellek alanlarında ortaya çıkarken DEHB’; da başarısızlık daha çok dikkatini bir konuya yoğunlaştıramamak nedeniyle yaşanır. DEHB’; da okul öncesinde aşırı hareketlilikleriyle çabuk tanınır, özel öğrenme güçlüğü olan çocuklar okul dönemine kadar fark edilmeden gelişimlerini sürdürebilirler. Özel öğrenme güçlüğü yaşam boyu sürer, DEHB yaşla değişerek ve azalarak devam eder.

Özel Eğitim Nedir ?

Özel Eğitim Nedir ?

Hepimiz yaşadığımız çevrede gözleri görmeyen, kulakları duymayan, yürüyemeyen, konuşamayan, konuşurken sesleri eksik yada farklı çıkaran, kekeleyen, öğrenemeyen veya geç yada güç öğrenen, kendi kendine okuma-yazma öğrenen, bazı alanlarda yetişkinler kadar bilgiye hatta onlardan daha fazla bilgiye sahip olan çocuklar görmüşüzdür.

Bu çocuklara normal eğitim sisteminde kullanılan programlar uygulandığında başarı sağlanamamaktadır. Akranlarından farklı öğrenme özellikleri gösteren bu çocuklara özel eğitim uygulanması gerekmektedir. Özel eğitim olağandan farklı ve özel gereksinimleri olan çocuklara sunulan bir eğitimdir. Özel eğitim, yetersizliği olan çocukların yetersizliklerinin engele dönüştürülmesini önleyen, yetersizliği olan bireyi kendi kendine yeterli hale getirerek toplumda bağımsız, üretici bireyler olmasını sağlayan becerilerini geliştiren eğitimdir. Üstün özellikleri olan çocukları da yeteneklerinin ve kapasitelerinin en üst düzeyine çıkarılmasını sağlayan bir eğitimdir.

Continue reading “Özel Eğitim Nedir ?”